“Taklit, insanın kendisine yaptığı en büyük ihanettir.”
☆☆☆
Uzun zamandır küçük bir kasabadayım. Biraz çekildim kenara. Yılların yorgunluğunu atıyor, olup biteni uzaktan izliyorum.
Sizi seyrediyorum.
Dinliyorum.
Görüyorum.
İşitiyorum.
Ve açık söyleyeyim; gördüklerimden, işittiklerimden çok üzülüyorum.
Bu ülke neden değişmiyor, artık anlıyorum. Ama anlamak hiç işime gelmiyor.
Çünkü hâlâ direniyorum. Anlatmaya ve destek olmaya çabalıyorum. Nasıl bir meslek aşısı vurdularsa….
Mallesef hâlâ anlatmaya çalışıyorum.
Mesele sadece siyasetçi değil.
Gazeteci değil.
Belediye başkanı değil.
Muhtar değil.
Esnaf değil.
Mesele hepimiziz.
Çünkü siz bir başkasının taklidini değil, bir başkasının taklidinin taklidini yaşıyorsunuz. Ve eğer farkedemezseniz bunu, ne yazık ki bir sonraki kuşağa da bunu aktaracaksınız.
Televizyonda ne görüyorsanız onu yapıyorsunuz. Bir siyasetçi nasıl konuşuyorsa öyle konuşuyorsunuz. Bir gazeteci nasıl başlık atıyorsa öyle başlık atıyorsunuz. Birileri neye kızıyorsa ona kızıyor, neyi alkışlıyorsa onu alkışlıyorsunuz.
Sonra da herkes “kendine özgü” olduğunu sanıyor.
Değilsiniz.
Kusura bakmayın.
Polemik istiyorsanız, buyurun.
Polemik tam da burada başlıyor.
Çünkü bu yazı birilerini suçlamak için yazılmadı.
Aynaya bakmamız için yazıldı.
☆☆☆
Herkes bir başkasını taklit ediyor
Bir televizyon programını açıyorsun.
Bir siyasetçi konuşuyor.
Ertesi gün aynı cümleleri başka bir siyasetçiden duyuyorsun. Sandı ki, böyle konuşmak lazım. Sonra bir belediye başkanı, bir ilçe başkanı, bir muhtar…
Herkes aynı kelimeleri, aynı kıvrak menevraları, aynı vücut dilini kullanıyor.
Aynı öfkeler.
Aynı sloganlar.
Aynı düşmanlar.
Aynı vaatler.
Sonra dönüp soruyoruz:
“Bu ülkede neden hiçbir şey değişmiyor?”
Belki de cevap sandığımız kadar uzakta değildir.
Çünkü değişmesini istediğimiz düzenin dilini biz de kullanıyoruz.
Siyasetçi televizyonu izliyor, televizyonu taklit ediyor.
Yerel siyasetçi genel siyaseti taklit ediyor.
Muhtar siyasetçiyi taklit ediyor.
Gazeteci televizyon gazetecisini taklit ediyor.
Esnaf başarılı gördüğü dükkânı taklit ediyor.
Sosyal medya kullanıcısı viral olanı taklit ediyor.
Herkes bir başkasının bulduğu yolu kullanıyor.
Sonra herkes kendine özgü olduğunu düşünüyor.
Değilsin.
Çünkü farklı olmak, başka kelimeler kullanmak değildir.
Farklı olmak, başka türlü düşünmek ve başka türlü yapmaktır.
Bir başkasının cümlesini değiştirip kendi cümlen haline getirmek özgünlük değildir.
Bir başkasının iş modelini kopyalayıp tabelanı değiştirmek özgünlük değildir.
Bir başkasının haber başlığını biraz değiştirip yayınlamak gazetecilikte özgünlük değildir.
Bir başkasının siyasi kavgasına katılıp kendi kavganmış gibi davranmak da siyaset değildir.
Bunlar kolaydır.
Zor olan kendi stilini yaratmaktır.
☆☆☆
Televizyondaki siyaset senin siyasetin değil
Bir siyasetçi televizyonda üç slogan söyledi diye senin de aynı üç sloganı kullanman seni siyasetçi yapmaz.
Bir partinin hazırladığı metni sosyal medya hesabından paylaşmak seni fikir sahibi yapmaz. Başkan’ın uygun göreceği şekilde ….. diye lafa başlayınca dinleyen açısından sen de “biat” kültürüne mahkum edilmiş sayılırsın. Balki de seni dinleyen, sana gelen gelecekte seni başka bir konumda hayal edecekken, tam bir hayal kırıklığısındır.
Bir belediye başkanının başka bir şehirde yaptığı uygulamayı kopyalayıp kendi ilçene getirmek seni vizyoner yapmaz.
Çünkü bütün bunlarda eksik olan tek şey vardır:
Sen ve yörenin insanıdır.
Sen ne düşünüyorsun? Yören değil, yöre insanın ne istiyor?
Sen bu yörenin, bu mahallenin, bu ülkenin sorununa nasıl bakıyorsun?
Senin başka kimsede olmayan çözümün ne?
İşte siyaset orada başlar.
Başkasının sözünü tekrarladığın yerde değil.
Kendi sözünü kurabildiğin yerde.
☆☆☆
Gazeteciysen kendi gazeteciliğini yap
Bu mesele sadece siyasetçilerin meselesi de değil.
Gazeteciysen daha da ağır bir sorumluluğun var.
Televizyonda “SON DAKİKA” yazıyor diye sen de yazmak zorunda değilsin.
Bir haber sitesi “ŞOK ŞOK ŞOK” diye bağırıyor diye senin de bağırman gerekmiyor.
Birileri “Biz haber yaptık, oldu” diyorsa, sen de aynı şeyi yapmak zorunda değilsin.
Hatta tam tersini yap.
Sakin ol. Bak. Araştır. Sor. Doğrula. Sonra yaz. Öyle bir yaz ki, yarın okuyan diğerlerini aynı seni ayrı yere koysun.
Çünkü küçük bir kasabada gazetecilik yapmak, büyük televizyonların küçültülmüş bir kopyası olmak değildir.
Tam tersine, senin elinde onların sahip olmadığı bir şey vardır:
Sokağın kendisi.
İnsanları tanıyorsun.
Esnafı tanıyorsun.
Mahalleleri biliyorsun.
Kim ne yapıyor biliyorsun.
Hangi sorunun yıllardır çözülmediğini biliyorsun.
O zaman neden televizyondaki gazeteciliği taklit ediyorsun?
Kendi gazeteciliğini yap.
Kendi sorunu sor.
Kendi dosyanı hazırla.
Kendi dilini oluştur.
Tek ol.
☆☆☆
Şimdi sıra sende
Buraya kadar okuduysan, şimdi başkalarını suçlamayı bırak.
Çünkü bu yazının asıl muhatabı siyasetçi değil.
Gazeteci değil.
Belediye başkanı değil.
Muhtar değil.
Sensin. Benim. Hepimiziz.
Kendimize dürüst olalım.
Kaç saatimizi başkalarının ne söylediğini tartışarak geçiriyoruz?
Kaç saatimizi kendi işimizi geliştirmeye ayırıyoruz?
Kaç kez “devlet yapsın” diyoruz?
Kaç kez “belediye çözsün” diyoruz?
Kaç kez “siyasetçiler şöyle yapsa” diyoruz?
Kaç kez küçük bir köye yerleşip köylüye yardım ettin, aksine onların ineğini, tavuğunu, horozunu şikayet ettin.
Peki biz ne yapıyoruz?
İşte asıl soru bu.
Çünkü başkasının hayatını tartışmak kolaydır.
Kendi hayatını değiştirmek zordur.
☆☆☆
Dünya çoktan kapıları açtı
Eskiden bir köyde yetişen ürünü satabileceğin yer birkaç kilometre ötedeki pazardı.
Bugün dünyanın öbür ucundaki müşteriye ulaşabiliyorsun.
Bir köyde ürettiğin ürünü İngiltere’deki müşteriye gösterebiliyorsun.
Bir fotoğrafçı dünyanın başka bir ülkesinden müşteri bulabiliyor.
Bir tasarımcı odasından çıkmadan başka kıtaya iş yapabiliyor.
Bir üretici kendi markasını kurabiliyor.
Bir gazeteci kendi yayınını kurabiliyor.
Bir öğretmen bilgisini dünyanın her yerine satabiliyor.
Bir usta yıllarca öğrendiği işi ürünleştirebiliyor.
Kapılar açık.
Ama biz hâlâ kapının önünde birbirimizle kavga ediyoruz.
Kim ne dedi?
Kim hangi partide?
Kim kime laf söyledi?
Kim daha ahlaklı?
Kim daha dindar?
Kim daha milliyetçi?
Kim daha solcu?
Kim daha vatansever?
İyi de…
Sen ne ürettin?
Bu sorunun cevabı yoksa, bütün o büyük tartışmaların içinde kendini kandırıyor olabilirsin.
☆☆☆
Din, ahlak, siyaset değil; hayatın kendisi
Elbette din konuşacağız.
Ahlak konuşacağız.
Siyaset konuşacağız.
Devleti, hukuku, adaleti, toplumu konuşacağız.
Bunların hepsi insan hayatının parçası.
Sorun bunları konuşmak değil.
Sorun, bunları konuşmayı hayatın kendisi sanmak.
Gün boyunca siyaset konuşup akşam kendi işini geliştirmiyorsan;
başkasının ahlakını tartışıp kendi işine dürüstlük katmıyorsan;
devletin ekonomisini konuşup kendi ekonomini yönetemiyorsan;
ülkenin geleceğini tartışıp kendi çocuğuna, dükkânına, tarlana, mesleğine, ürününe bir gelecek kurmuyorsan;
bir yerde ciddi bir problem vardır.
Ağzından çıkan söz, elinden çıkan işin yerini tutmaz.
☆☆☆
“Benim elimden iş gelmez, ağzım laf yapar”
Peki.
Belki gerçekten ağzın laf yapıyordur.
O zaman onu da üretime dönüştür.
Bilgi sat.
Eğitim ver.
İnsanları bir araya getir.
Bir organizasyon kur.
Bir eser üret.
Bir marka oluştur.
Bir hizmet geliştir.
Ama başkalarının korkularını büyütüp, öfkelerini körükleyip, kalabalıkları birbirine düşürerek para kazanıyorsan, bunun adına başarı demek zorunda değiliz.
Çünkü bugün kazandığın para yarın bitebilir.
Bugün seni alkışlayan kalabalık yarın başka birinin arkasından yürüyebilir.
Bugün kurduğun düzen yarın değişebilir.
Ve sen geriye dönüp sadece:
“Ne güzel günlerdi.”
diyebilirsin.
Bu senin tercihin.
Ama o zaman başkalarının zihnini yönlendirmeyi de başarı hikâyesi gibi anlatma.
☆☆☆
Değer üret. Sonra konuş.
Bir ürün üret.
Bir hizmet üret.
Bir fikir üret.
Bir haber üret.
Bir sanat eseri üret.
Bir çözüm üret.
Bir iş üret.
Bir yöntem üret.
Bir şey üret.
Çünkü dünyanın senin öfkene değil, ürettiğin değere ihtiyacı var.
Ve belki de en büyük siyasi tavır, her gün bir başkasının siyasetini tartışmak değil;
kendi hayatını kimseye muhtaç olmayacak kadar iyi kurabilmektir.
Bu, “herkes kendi başının çaresine baksın” demek değil.
Tam tersine.
Kendi ayakları üzerinde duran insan başkasına daha çok şey verebilir.
Üreten insan paylaşabilir.
Kazanan insan istihdam yaratabilir.
İşini büyüten insan başkasına iş verebilir.
Kendi fikrini geliştiren insan başkasına ilham olabilir.
☆☆☆
Taklit etme. Rakip ol.
Dünyada senden önce yapılmış milyonlarca şey var.
Bunlardan öğren.
Ama orada kalma.
Öğren.
Değiştir.
Geliştir.
Kendinden bir şey kat.
Sonra ortaya koy.
Birileri seni taklit etmeye başladığında doğru yoldasın.
Çünkü artık sen başkasının peşinden gitmiyorsundur.
Başkasının takip ettiği kişi olmuşsundur.
İşte fark burada.
☆☆☆
Kendi stilini yarat
Belki bu ülkede değiştirmemiz gereken ilk şey siyaset değildir.
Belki önce şu refleksi değiştirmemiz gerekiyor:
“Herkes ne yapıyorsa ben de onu yapayım.”
Hayır.
Sen ne yapacaksın?
Kendi sözünü söyle.
Kendi haberini yap.
Kendi ürününü üret.
Kendi müşterini bul.
Kendi yöntemini geliştir.
Kendi hatanı yap.
Kendi başarını kazan.
Kendi tarzını oluştur.
Çünkü herkes gibi olmanın ödülü, herkes kadar olmaktır.
Kendi stilini yaratırsan senden bir tane olur.
Dünyanın zaten yeterince kopyası var.
Bir tane daha olmaya çalışma.
Ben sizi seyretmeye devam edeceğim.
Ama artık bir şey söylemek istiyorum:
Başkasının hayatını yaşamayı bırakın.
Başkasının siyasetini yapmayın.
Başkasının gazeteciliğini yapmayın.
Başkasının işini kopyalamayın.
Başkasının kavgasını yaşamayın.
Başkasının sloganıyla kendi hayatınızı tarif etmeyin.
Kendi stilinizi yaratın.
Tek olun.




