Gazeteci Olmak…

Yönetmenliğini Nevzat Pesen’in üstlendiği 1964 yapımı olan Hızlı Yaşayanlar film afişi

Gazeteci olmak mangal gibi yürek isterdi.

Ama yetmezdi.

Sokaktan sayfaya, sayfadan matbaaya, , matbaadan dağıtıma, matrislerle uçaklara pistte koşmayı bilmek isterdi. Şehre haberi ilk ulaştırmanın heyecanını, geceyi gündüze katmayı, kapı kapı dolaşmayı, kovalanmayı, beklemeyi, bazen aç kalmayı isterdi. Aylarca maaş alamadığın gazeteye gidebilmek için evdeki tüpü satma cesareti isterdi.

Mangal gibi yürek ha..

O yürek masa başında kurulmazdı.

Adliye koridorlarında, karakol önlerinde, yangın yerlerinde, deprem enkazlarında, kahvehanelerde, esnafın iskemlesinde, yaşlı bir amcanın dizinin dibinde, garibanın sofrasında, kor ateşlerde kavrulurdu..

Gazeteciliğin okulu sokaktır, hocası halktır.

O okuldan mezun olan, kalemini kolay kolay satamaz.

Çünkü sattığı gün yalnızca kendini değil; yıllarca emek verdiği mesleği, kendisine güvenen insanları ve kendi vicdanını da satar.

kıyamaz bu yüreğe sahip olanlar, bin para versrn de kıyamaz, satamaz

Bugün gazetecilik kisvesiyle dolaşan herkes gazeteci değildir.

Kimi yalnızca yazıcıdır.

Bir grubun, bir çıkar çevresinin, bir siyasi yapının ya da bir örgütün yazıcısı…

Önüne konanı yazar.

Sorgulamaz.

Araştırmaz.

Gerçeğin peşinden gitmez.

Talimatın peşinden gider.

Aradaki fark işte budur.

Gazeteci gerçeğin yanında durur.

Yazıcı, sahibinin yanında.

Rahmetli Savaş Ay’ın sık sık söylediği bir söz vardı:

“Bu mesleği ona buna yaptırmam.”

O söz aslında bir tehdit değildi.

Mesleği koruma yeminiydi.

Bugün de aynı yerde duruyorum.

Gazetecilik suç değildir.

Ama gazetecilik adı altında halkı yanıltmak, algı üretmek, birilerinin sözcülüğünü yapmak, manüplasyonların spekülasyonların kalemi olmak gazetecilik değildir.

Tutuklanan herkes gazeteci olduğu için tutuklanmış demiyorum.

Kim suç işlediyse hukuk önünde hesabını vermelidir.

Kim yalnızca gazetecilik yaptığı için baskı görüyorsa da onun yanında durulmalıdır.

Benim itirazım mesleğini satana. Aslında halkını satana, vatanını satana.

Çünkü beni bu mesleğe çok önemli ustalar yetiştirdi, halkım pişirdi.

Bu halkın içinden anam babam yetiştirdi.

Onların hatırına…

Kalemini satana da, gazeteciliği maskeye çevirene de bu şerefli mesleği yakıştıramam.

Ve elimden geldiğince de yaptırmam.

Savaş Ağbey kadar sert değilim, ben bu işi onlardan daha iyi yaparak utandırırım.

İşte bu yüzden Keyifli Datça Haber Portalı’nı yayına hazırlıyorum.

Keyifler olsun !