© Keyifli Datça Haber Merkezi
Bak güzel kardeşim. Önce o parmağını bi’ indir !
Tarih dediğin, kütüphanenin loş ışığında, elinde fırçayla eski kağıtların tozunu almak değildir. Hele hele, “arşiv bende, bilgi bende” kibriyle bu asil milletin köklerine “yeni” etiketi yapıştırmak hiç değildir.
Murat Bardakçı çıkmış, o her zamanki üst perdeden parmak sallayan tavrıyla hükmü veriyor: “Türk yenidir, koleksiyona konacak kadar eski değildir” diyor.
Bak bak bak…
Aslında bu cümle bir itiraftır.
Farkında değil ama tarihin nasıl bir “sipariş” üzerine yazıldığının, nasıl bir “korkuyla” kağıda döküldüğünün canlı ispatıdır.
Zannediyor ki tarih, sadece saray koridorlarında fısıldanan, padişahın hiddetinden çekinen vakanüvislerin eğri büğrü düştüğü notlardan ibarettir.
Sadece ben demiyorum…
Bak, Napoleon Bonaparte bile işi çözmüş, “Tarih, üzerinde uzlaşılmış bir yalanlar kümesidir” demiş. Yani o çok güvendiğin belgeler, aslında o dönemin “halkla ilişkiler” çalışmasıdır kardeşim!
Siz bakmayın o “eski değil” dediklerine.
Onların “eski” dediği, sadece kendi vitrinlerindeki hiyerarşidir.
Walter Benjamin boşuna mı uyardı? “Tarih, galiplerin zafer alayıdır” dedi.
O zafer alayında kimin borusu ötüyorsa, tarih diye onun masalı yazılır. Mağlupların, susanların, korkutulanların gerçeği o belgelerin içine sığmaz.
Siz sadece “dış yüzüyle” yani aktarımla uğraşıyorsunuz.
Ama bak, büyük usta İbn-i Haldun ne diyor: “Tarih, dış yüzüyle bir aktarımdır, iç yüzüyle ise araştırmadır.” Siz aktarıyorsunuz, biz ise o ruhu, o kadim geçmişi, Datça’nın payamındaki o binlerce yıllık genetik hafızayı araştırıyoruz.
Voltaire‘in dediği gibi; “Tarih, yaşayanların ölülere oynadığı bir oyundur.” Biz bu oyuna gelmeyiz!
Gerçek tarih; o dönemin korkusuyla not düşenlerin değil, o korkuya rağmen dimdik duranların, ismini belgelere yazdırmayan ama bu vatanı ruhuyla var edenlerin tarihidir.
Bir milletin kadim geçmişini, üç beş müzayede kataloğuna, koleksiyon değerine indirgemek; sadece cehalet değil, bu toprakların ruhuna ihanettir.
Edward Hallett Carr der ki: “Tarih, tarihçi ile olgular arasında kesintisiz bir etkileşimdir.” Eğer tarihçinin süzgeci kirliyse, olgular da bulanık çıkar.
O yüzden…
Sizin o “yeni” dediğiniz Türk milleti, sizin arşivlerinizden çok daha eskisini, çok daha köklüsünü bağrında taşır.
Bizimkisi bir koleksiyon merakı değil, bir memleket sevdasıdır.
Anlayana…


