© Keyifli Datça Haber Merkezi
Datça’nın Geleceği Masada: Bir “Hizmet” Yarışı mı, Yoksa Bir “Varoluş” Mücadelesi mi?
☆☆☆
B elediyenin Stratejik Plan toplantısı, sadece sorunların listelendiği bir buluşma değil; Datça’nın betonla imtihanına karşı örülen muazzam bir sivil savunma hattına dönüştü. Toplantıda 70 temsilcinin ortak mesajı netti: “Bize konfor vaat edip doğallığımızı çalmayın; biz Datça’nın ‘havasını’ değil, denizini ve kimliğini istiyoruz!”Geçtiğimiz gün Datça Belediyesi’nin düzenlediği Stratejik Yönetim Planı toplantısında, alışılmışın dışında bir manzara vardı. Salon ağzına kadar doluydu ancak bu kalabalık sadece “yolumuz yapılsın, çöpümüz alınsın” demeye gelmemişti. Oradaki asıl irade; Datça’yı Datça yapan o ‘el değmemiş’ ruhu, “modernleşme” ve “refah” adı altındaki yıkım projelerine karşı koruma iradesiydi.
Sırtında Birden Fazla Gömlek Taşıyanların Savunma Hattı
Toplantının en dikkat çekici yanı, Datça sivil toplumunun o birbirine kenetlenmiş, çok sesli yapısıydı. Aydın Bodur’un deyimiyle; “Salondakilerin birçoğunun sırtında birden fazla gömlek vardı.” Bir masada kıyıları ve doğal yaşam alanlarını savunan çevreci STK’ların neferi olan dostlarımızı, diğer masada Yerel Tarih Derneği çatısı altında kentin hafızasını kaydederken ya da Mor Pedal ile bisiklet yolları için ter dökerken görmek mümkündü. Hacıbektaş Anadolu Kültür Derneği’nden Pir Sultan Abdal’a, Vanlılar Derneği’nden Engelim Olmayın’a, Musiki Derneği’nden Briç Kulübü’ne kadar uzanan bu geniş yelpaze; Datça’nın sadece bir tatil beldesi değil, STK’lar üzerinden kendi kaderine sahip çıkan devasa bir “imece” organizasyonu olduğunu bir kez daha kanıtladı.
”Konfor” Tuzağına Karşı Ekolojik Refleks…
Salondan yükselen ortak ses aslında o meşhur ‘Datça Paradoksu’na parmak basıyordu: Burası sadece bir tatil rotası değil; korunması, titizlikle sakınması ve olduğu gibi geleceğe miras bırakılması gereken bir Özel Çevre Koruma Bölgesi. Korumazsak, sevdiğimiz Datça’dan geriye sadece bir isim kalacak.
İnsanlar buraya asfalt olmadığı, devasa marinalar kurulmadığı için geliyor; ama biz “hizmet” adı altında oraya asfalt döküp denizi doldurunca, Datça’yı Datça yapan o ruhu kendi ellerimizle boğuyoruz.
Çevreci masalardan yükselen sesler bu yüzden çok kıymetliydi:
Desalinasyon ve Asfalt Plenti?!
Bunlar birer “modernleşme” adımı değil, ekosistemi geri dönülemez şekilde yaralayan müdahalelerdir.
Yat Limanı ve Soylulaştırma…
“Turizm geliri artacak” vaadiyle kaçak göçek büyütülen Yat Limanı, Topanca Adası’nı ve deniz eriştelerini yok ederken; aslında yerel halkı kendi denizinden sürme projesidir. Liman bölgesi zengin bir zümreye “soylulaştırılırken”, yerel esnafın ve halkın elinde sadece “havasını alma” payı kalacaktır.
Kağıt Üstünde Plan mı, Sahada Koruma mı?
Belediyenin bu stratejik planı; eğer salondaki bu birikmiş aklı, bu “çok gömlekli” gönüllülerin ferasetini merkeze alırsa anlam kazanacak. Aksi takdirde yapılan her “iyileştirme”, Datça’nın o meşhur doğallığından koparılan bir parça olmaya devam edecek.
Datça halkı stratejisini çoktan belirlemiş: “Bize daha fazla beton değil, daha fazla koruma; daha fazla konfor değil, daha fazla doğa lazım.”
MAKALEYİ OKUKeyifli Datça Haber Portalı olarak bizim görüşlerimiz ; Bugün dünyada “modernleşme” kavramı, yerini hızla “onarıcı gelişim” kavramına bırakıyor. Artık kalkınma, doğadan ne kadar çaldığınızla değil, ekosisteme ne kadar uyum sağladığınızla ölçülüyor.
Datça’nın marinası nasıl olmalı?
Eğer Datça gibi hassas bir ekosistemde bir marina/yat limanı projesi hayata geçirilecekse; bu, klasik bir “beton dökme ve yer kapama” işi değil, bir rehabilitasyon ve uyum projesi olmak zorundadır. İşte dünyadaki “akıllı” örneklerden ilhamla olmazsa olmazlar… HABERİ OKU


