© Keyifli Datça Haber Merkezi
Datça’da Yine Lodos,
Sabiha Arslan “Lodos Datça’yı vurdu!” manşetini atarken, Sedat Kaya büyük ihtimalle “Hangi taşı kaldırsam altı fena” diye düşünüyordur. Oktay Bala ise her zamanki gibi lodos öncesi son uyarıyı yapar: Aman Dikkat!
☆☆☆
Çünkü Datça hâlâ şu soruyu hazmedemedi:
Mendirek mi, marina mı?
Gazeteciler ne yapsın, ne yazsın!?
☆☆☆
☆☆☆
D atça’da uzun süredir bir mendirek hayali konuşuluyor. Buna karşılık “Marina mı, mendirek mi?” sorusu artık acil bir gündem maddesi haline geldi.
Datça’nın Aklı ve Denizi
Datça yalnızca bir tatil beldesi değildir. Yerlisiyle, sonradan yerleşeniyle ve denizle kurduğu güçlü bağlalarla yaşayan bir yarımadadır. Burada yaşayan yerli halk kültürel olarak birikimlidir. Dışarıdan gelenler ise maddi ve manevi olarak donanımlıdır; Yine de, bu yüzden Datça’daki tartışmaları bilgisizlik değil, kasıtlı yanlış yönlendirmeler doğuruyor.
Bu coğrafya güneye açıktır. Lodos sert eser, ani gelir ve yıpratır. Saatte 100 kilometreyi bulan rüzgârlar yalnızca tekneleri değil, belediyenin kıyı dolgu alanlarını da tehdit eder. Kış aylarında Datça’da teknesi olanlar için tablo nettir. Ne denizde güven vardır ne de karada.
Denizde Sığınacak Yer Yok, Karada Çekecek Alan Yok
Bugün denizci esnafı ciddi bir çıkmaz yaşar. Çekek yeri olarak kullanılan Kargı Koyu’nda yer bulamazlar. Yer bulanlar ise yeni bir sorunla karşılaşır. Acil bir durumda tekneyi çekecek rampayı bile kullanamazlar. Çünkü biri devasa bir tekneyi rampanın üstüne koymuştur.
Sorunca da tanıdık bir cevap gelir:
“Betonu biz döktük, burası bizim.”
Bu kontrolsüzlük Datça denizcisini kendi kıyısında misafir haline getirir.
Marina Sermayenindir, Mendirek Halkındır…
Marina projesi Datça’da herkesi tedirgin eder. Çevreciler Taşlık Koyu’nun “Halet-i Ruhiye” hallerinin zarar göreceğime inanır. Tekneci esnafı ise yüksek bağlama ücretlerini nasıl ödeyeceğini düşünür. Sonunda herkes aynı cümlede buluşur:
“Bize mendirek öncelikli lazım, marina sonra da olur!”
Bize kalsa ikisi aynı anda olsun. Hatfa marinayı yapan güç kumluk koyu arka limanı koruyacak mendireği hediye etsin.
Marina yüksek ücret demektir. Sınırlı erişim ve özel işletme anlamına gelir. Bu yapı halkın değil, sermayenin ihtiyacını karşılar. Datça’daki tekne sahiplerinin büyük bölümü bu yükü kaldıramaz; ayrıca marina barınma sorununu çözmez. Sadece Datça’nın vitrinini değiştirir ve nefes alanlarını daraltır. Getirisi vardır, turist çoğaltır, çarşıua katkı sağlar.
Çözüm Kamusal Korunmadır…
Mendirek doğrudan halka hizmet eder. Denizi sakinleştirir, kıyıyı korur ve teknelere nefes aldırır. Doğru planlanan bir mendirek aynı zamanda bir yaşam alanı yaratır. İnsanlar üzerinde yürür, sandalyesini koyar ve manzarayı izler.
Ucundaki fener gösteriş için yanmaz. Yön göstermek için yanar. O fener denizden gelenlere Datça’yı ilk karşılayan simge olur.
Sonuç ortadadır. Her lodos sonrası “Yine ucuz kurtulduk” diyerek yanlış hedeflere bakıyoruz. Oysa Datça rüzgârı tanır. Denizi bilen bir akla sahiptir. Bu yüzden soru hâlâ geçerlidir:
Datça için doğru cevap bellidir. Yeter ki lodosun tozu dumanı içinde yönümüzü şaşırmayalım.


