Başkanla Hesaplaşırken Halkı Cezalandırmak


Sezona hazırlanan Datça esnafı banka kredileri ve tadilat telaşıyla boğuşurken, ‘başkana kızıp şehri cezalandıran’ sorumsuz yayıncılık anlayışına artık “DUR” geldi !

☆☆☆

Datça’da itibarı suikast aracı, haberi ise tehdit unsuru olarak kullananların yargı önündeki sınavı belki de bugünlerde açılan bir dava ile başlıyor. İşte emsal olacağını düşündüğümüz o çarpıcı dosyanın perde arkası…”

GÜNCEL ANALİZ

D atça bugünlerde bir “hukuk sınavına” hazırlanıyor. Bir iş insanı ve şirketi hakkında sistematik şekilde yürütülen asılsız iddiaların yargıya taşınması, aslında buzdağının sadece görünen kısmı. Bu dava, sadece bir “suç duyurusu” değil; Datça’da “gazeteciyim” ya da “şuyum buyum” diyerek eline klavye alan, bir şekilde  oluşturduğu kendi camiasıyla tehdit saçan ancak yaptığı  mesleğin temel etik kurallarından bihaber olanların yarattığı tahribata karşı bir emsal teşkil etmeye aday.

​”Başkana Kızıp Esnafı Cezalandırmak”

​Yerel yöneticilere, belediye başkanına veya kurumlara kızgın olabilirsiniz. Eleştirmek en doğal haktır. Ancak gerçek gazetecilik; gölgesini oluşturan ışığı arkasına alıp, şehri ve esnafı hiçe sayarak “Datça’ya gelmeyin” algısı yaratmak değildir.

​Bugün Datça esnafı bankadan kredi çekip, tadilatını yapıp, dişinden tırnağından artırarak sezona hazırlanırken; “Her yer çöp içinde, su akmıyor, elektrik kesik” çığlıklarını, kentin yöneticilerine yapıcı bir uyarı olarak sunmak yerine, kamuoyunun orta yerine bir bomba gibi bırakmak kimin işine yarar?

​Sorsan; amacı “Belediye başkanını yerin dibine sokmak.” Ama farkında değil (ya da çok iyi farkında) ki; o vurduğu kazma, başkandan önce evine ekmek götürmeye çalışan esnafa, otelciye, restorancıya ve o başkanı seçen halkın iradesine çarpıyor.

​Mutfağını Görmediği Mesleğin “Tehdit” Unsuru Olmak

Ağzım bir karış açık şaşkınlık ve hayret içinde şu küçük teknede  şu küçük ama enfes Datça’yı seyrediyor bir yandan da Keyifli Datça’yı hazırlıyorum.

Şaşkınım çünkü; Böylesini hiç görmemiştim, nedir o…

Gerçek bir trafiği etine kemiğine kadar yaşatan gerçek bir yazı işleri hayatını solumamış, haber toplantılarının o ağır disiplininden geçmemiş, hafızasına etik kuralları çivilememiş, gazete avukatlarıyla haftalık toplantılara katılmamış, mahkemelerde savunma yapmamış olanlar, hangi kelime ya da cümlenin hangi cezayı bela ettiğini bilmeyen ya da hiçe sayanlar; bugün oluşan ya da tespit edilen boşlukta “gazetecilik” adı altında bir güç devşirme peşinde. Bu kontrolsüz güç, çoğu zaman bir “tehdit” veya “çıkar sağlama” aracına dönüşme riski taşıyor. Özellikle bir tatil kasabasında esnaf ve işletmeciler açısından.

​Yerel siyasete yön verme hırsıyla, seçime daha 2 yıl varken başlatılan karalama kampanyaları; ticareti hiçe sayıyor, kentin marka değerini aşındırıyor. İşte bugün tanık olduğumuz bu dava süreci, tam da bu “fütursuzca koşturma” haline karşı hukuki bir dur diyebilir.

​Avukatın Mesajı: “İftira Tehdidi Bir Araçtır”

​Müvekkili adına süreci başlatan Av. Faruk Acar’ın şu tespiti, aslında yukarıda çizdiğimiz tablonun hukuki özetidir:

“Birbiriyle bağlantılı dijital yayın organları aracılığıyla ve iftira tehdidini bir araç olarak kullanarak haksız menfaat elde etmeye çalışan bir yapı ile karşı karşıyayız.”

Ne dava açanı, ne de davalıyı buradan yazacak biri değilim, o ikinci haber geldiğinde targı karaeını verdinde verilecek dava detatını bugün yazmak, “ilk defa viz yayınladık”, “Dava dosyasını ele geçirdik, işte davalı” gibi başlıkları medyadan silmek için çok uğraştık. Dinazorların yaptığı o gazeteciliği onlara rağmen ne yaptık yaptık değiştirdik, ancak biz büyüyüp yönetici olduğumuzda değiştirebildiysek de bakıyorum ki ayar yine kaçmış.

​Emsal Karar Yakındır…

“Tık” Uğruna İnfaz Eden Dinazor Gazeteciliğine Veda !

​Keyifli Datça’nın yayın yönetmenliği görevim yeni olsa da; 1987’den beri öğrenip, sevip, özğmseyerek sürdürdüğüm, basın ilkelerinden taviz vermeden, “Masumiyet Karinesi”ni koruyarak bu sürecin takipçisi olacağım. Bu davadan doğacak kararın, Datça’da gazeteciliği bir “silah” olarak kullananlar için bir ders, gerçek basın emekçileri içinse bir nefes olacağına inanıyorum.

Analize ara verip önceki gün yatınlanan “suç duyurusu” haberine göz atmak için bu linki kullanabilirsiniz  》

​Yargı süreci sonunda, kimin haklı kimin “art niyetli” olduğu elbet ortaya çıkacaktır. O güne kadar; kentin değerlerini savunan, esnafını koruyan ve sadece “doğruyu” arayan gazetecilikten vazgeçmeyeceğim.

Eğer bir yanlış varsa tabi ki de susmayacağım ama bağırdığım mecranın ulaştığı kitleler internet sayesinde çok genişleyebilir sorumluluğunda kalmayı sürdüreceğim. Datça turizmine zarar vereceğini hep göz önünde bulunduracağım.

Eğer sorunu görmüş ve daha da büyüyeceğini öngörsem ki bu da halkın dısıltısıyla gelişecektir, işte o zaman;

O gün kim belediye başkanı kim ise, fen işleri ya sa konuya ilişkin birim sorumlusu kimse bir çayını içmeye gider sessiz sedasız durum toplantısıyla halkın yükselen fısıltısını iketmede aracı olurum. Yine de ortalık yerde bağırıp da esnafın işine zarar verecek, kasabanın turizm imajına zaear verecek başlıkları atıp sonra da çarşıda utanmadan gezmem.

Kendini halkın arasından ayrıştıran daha entellektüel, duyarlı, çevreci kitleye de 2 çift sözüm var. Aranızda, yarım porsiyon aydınlığıyla, Datça’nın köklü kültürüne ve esnafın emeğine üstten bakan, aksesuarı bol ama vizyonu dar olanlar var.”

Köye yerleşip köye ayar çekenler, horozun ötüşünden, bastığı tezeğe kadar lafı olanlar…

Denizi bilmeden denize, tarımı bilmeden tarıma, işletmeciliği bilmeden işletmelere, gazeteci olmadan gazetecilere, belediye başkanı ve görev limitini bilmeden belediye başkanına, şehircilik konusunda uzman olmadan şehre ayar çekmek isteyenler var ya, siz de rahat bırakın Datça’yı ve Datçalıyı.

Biber:

Peki, ben çok mu aydınım? Hayır. Ben bir gazeteciyim; bilgi taşımam, sadece aktarırım. Hatta bilgisizimdir… Bu yüzden benimle oturduğunuzda sıradan, içten bir sohbet edersiniz. Dilim halkın dilidir, sorularım ise gerçeği arayan bir saflıktadır. Masada sizinle dünyayı kurtaran o ağır nutukların adamı olmam. Tarafsızımdır; siyaset yapmam. Yeri gelir teröristin amacını anlamak için de otururum, çiftçinin derdini dinlemek için de… Ama o bilgiyi benimsemem, hafızama kişisel bir yük olarak kaydetmem.

​İşte bu yüzden, masadaki ‘ben’ ile sayfanın üstündeki ‘ben’in dili farklıdır. Masada cesurumdur; birebir konuşmada hiçbir kelimem suç içermez, dilediğimce konuşurum. Ama sayfa başına geçtiğimde pür dikkat kesilirim. Kamuoyuna sunulan o yazı, asıl mesleki kimliğimden geçer; en iyi üslup, en doğru gramer ve sarsılmaz mesleki kurallarla kağıda dökülür.

​Ben bir entelektüel, bir yorumcu, bir analizci ya da fildişi kulesinden bakan bir köşe yazarı değilim. Dümdüz gazeteciyim. Sade bir vatandaşım. Sadece mesleki etiklerim ve kurallarım var.

Zaten halkımızın da en çok yanıldığı konu budur; gazeteciye haddinden fazla anlam yüklerler.

Bakın; Emin Çölaşan, Yılmaz Özdil ya da Güneri Civaoğlu… Onlar gazeteci değildir.

Onlar başarısı asla göz ardı edilemeyecek usta kalemlerdir, birer bilgi küpüdürler, yorumcu ve analizcidirler. Ancak onlar yazı işleri haber toplantısına girmez, sayfanın başına gelmez, başlık, sapot yazmaz, heyecanla içeri gelen muhabiri bilmez, o muhabirin haberini daha etkin kılmak için için 7 takla atmaz, gazetenin o tozlu mutfağında ter dökmezler. Haber için yarışmaz, gece gündüz haber için koşturmazlar.

Unutmayın; gazeteyi gazeteciler yapar, köşeleri ise yazarlar yazar. Ben mutfaktayım, ocağın başındayım. Gazeteciyim, bilgi tutmam, aksine bilgiyi taşır yerine boşaltırım.”

☆☆☆

Gazetecilik Etiği ve Hukuki Sorumluluk: Sıkça Sorulan Sorular

 

Haber etiğine aykırı şekilde birini veya bir kurumu hedef alan gazeteciler için hangi terimler kullanılır?

Haber etiğine aykırı şekilde itibarsızlaştırma faaliyeti yürüten, gerçekleri çarpıtan veya talimatla haber yapan kişiler için literatürde; Andıççı, Müfteri, Manipülatör, Asparagasçı ve Sarı Gazeteci gibi terimler kullanılmaktadır.

Andıççı veya Andıç Gazetecisi ne demektir?

Belirli bir merkezden gelen talimatlar (andıçlar) doğrultusunda, hedeflenen kişileri kamuoyu önünde karalamaya ve itibarsızlaştırmaya çalışan kişiler için kullanılan terimdir.

Müfteri gazeteci kime denir?

Doğruluğu kanıtlanmamış iddialarla veya doğrudan yalan bilgilerle birinin şöhretine zarar veren, kasıtlı olarak iftira atan kişiler için kullanılır.

Haberde manipülatör kime denir?

Haberi, kamuoyunu belirli bir yöne sevk etmek veya birini haksız yere suçlu göstermek amacıyla çarpıtan, verileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kişilerdir.

Asparagasçı ve Sarı Gazeteci terimleri neyi ifade eder?

Asparagasçı; tamamen uydurma ve karalama amaçlı haber üreten kişileri ifade eder. Sarı Gazeteci ise; etik değerlerden uzak, sansasyonel ve gerçekleri kişisel/siyasi çıkarlar için çarpıtan gazetecilik anlayışını benimseyen kişilere denir.

Gazetecilik Etiği ve Hukuki Sorumluluk: Sıkça Sorulan Sorular

Haber etiğine aykırı yayıncılıkta kullanılan terimler nelerdir?

Haber etiğine aykırı şekilde itibarsızlaştırma faaliyeti yürüten, gerçekleri çarpıtan veya talimatla hareket eden kişiler için; Andıççı, Müfteri, Manipülatör, Asparagasçı ve Sarı Gazeteci gibi terimler kullanılmaktadır.

İtibar suikastı ve asılsız haberlerin TCK’daki karşılığı nedir?

Türk Ceza Kanunu kapsamında bu tür faaliyetler; TCK Madde 125 (Hakaret), TCK Madde 267 (İftira) ve TCK Madde 217/A (Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma) kapsamında değerlendirilerek adli işlemlere konu edilebilir.

TCK 125 – Hakaret Suçu nedir?

Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Suçun basın yoluyla işlenmesi ağırlaştırıcı sebeptir.

TCK 267 – İftira Suçu neyi kapsar?

Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde bir kişiye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

TCK 217/A – Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçu nedir?

Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kişi, bir yıldan üç yılı kadar hapis cezası ile cezalandırılır.