Şu 3 günlük dünyada sana kalan 1 gün, o da ziyan oldu (!)

kılıçtaroğlu öyle birşey yaptı ki tüm kalpler kırıldı

Şu 3 günlük dünya da değer mi? Hiç düşündün mü sen bu kalple nasıl yaşıyacaksın, tarih seni nasıl hatırlayacak?

 

Oktay Bala – Muğla : Söyleyin bakalım; tarihin sayfaları, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in harcı karılırken orada olanlarla, o harcı çökertmeye çalışanları aynı mürekkeple mi yazacaksın?

Değer mi bu necip halka karşı vefasızlık etmeye!

B ugün Ankara’da yaşananlar bir “parti içi disiplin” değil, bir “tarihi yıkım operasyonudur.” demeyim mi, abarttım mı!

26 il başkanını bir kalemde silmek, koltuğa tutunma çabası mıdır, yoksa vatanın bölünmesine giden yolda döşenen son taşlar mı?

Datça’nın akşamında, kıyıdan memleketin haline bakınca manzara hiç iç açıcı değil. Siyasetin cilalı laflarını bir kenara bırakın; insanın içine düşen o sızı, sizin koltuklarınızdan daha ağır gelmiyor mu?

3 günlük dünyanın son günlerine gelmişken, geriye o koltuğu değil, bu memlekete ne bıraktığını sormazlar mı? Vicdanın, o koltuktan daha mı değersiz?

Sorularım var sana sakalsız ihtiyar, ahirettekinden hafif…

​26 il başkanını görevden alırken, aslında Cumhuriyet’in örgütlü gücünü mü yoksa kendi iktidar alanınızı mı korumayı hedefliyorsunuz?

​Atatürk’ün “Kimsesizlerin kimsesi” dediği bu partiyi, bugün “kimsesiz bırakan” o kararların altına imza atarken eliniz titremiyor mu?

​Kılıçtaroğlu; “değişim” vaadiyle geldiğiniz bu koltukta, bugün kendinizi 26 il başkanını tasfiye eden bir “yıkımcı” olarak mı konumlandırıyorsunuz?

​”Radikal değişiklik” dediğiniz şey, partinin kılcal damarlarını kesmek midir, yoksa halkın size olan inancını mı koparmaktır?

​Mutlak butlan kararıyla geri dönen yönetimin bugünkü “intikam operasyonları”, partiyi kaosa sürüklemiyor mu?

​3 günlük dünyada, yarın o kurultay salonuna girdiğinizde, tasfiye ettiğiniz o insanların yüzüne nasıl bakacaksınız?

​Siyaset, bir insanın kendi kibrine yenik düşmesi için mi var, yoksa Cumhuriyet’in değerlerini yaşatmak için mi?

​Sizden beklentimiz “yıkmak” değil, “birleştirmek” idi. Neden kendinizi yıkımın mimarı ilan ettiniz?

​”Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in yıkılmasına, bölünmesine sebep olan adam” olarak mı anılmak istersiniz, yoksa “hata yaptım, yeniden birleştirdim” diyen bir lider olarak mı?

​Ne kadar günün kalmış 3 günlük dünyada; o son günlerini, partiyi paramparça eden bir imza ile mi kapatacaksınız, yoksa kucaklayıcı bir adımla mı?

Ne yapmalısın sakalsız ihtiyar, al sana yol haritası…

Derhal Durmalı (!) İhraç istemlerini ve görevden almaları dondurmalı. Tarih, “tasfiye edenleri” değil, “birleştirenleri” yazar.

Özeleştiri Vermeli (!) “Hata yaptık, birbirimizi değil, Cumhuriyeti korumalıyız” diyerek tabanla helalleşmeli.

Kurultay Çağrısı (!) Eğer bu denli büyük bir kopuş varsa, delegenin iradesine başvurmaktan korkmamalı. Meşruiyet, genel merkez koridorlarında değil, sandıkta aranır.

İstişare (!) Sadece kendi çevresini değil, tasfiye ettiği o 26 ilin ve onların temsil ettiği milyonların sesini dinlemeli.

​Unutma sakalsız ihtiyar !

Toprak çekildiğinde altından, geriye sadece “insanlık onuru” kalacak. Tarih, partiyi bölenleri değil, o bölünmüşlüğü onaranları evlatlarına örnek gösterecek. Şimdi önünüzde bir yol var; ya o son günü, kalpleri yıkan bir tasfiye ile bitireceksiniz ya da yarınlara “bu enkazı ellerimle kaldırdım” diyen bir lider olarak kalacaksını. Seçim senin, ama her şekilde tarih asla unutmayacak.