Dervişoğlu neyi hedefliyor, Neden Bayrak Açtı !?


Memleketin Tenceresi Kaynarken, Tandoğan’dan Ne Çıkar? Dervişoğlu iktidarın hukuksuzluklarına ve adaletsizliklerine karşı bir “hizalanma çağrısı” olarak mı kurguluyor?!

 

B​ aşkentten esen siyasi fırtınaların tozu Datça’ya ve memleketin her yerine ulaşınca soluğu Datça İyi Partide aldım. İyi Parti Başkanı Sayın Recep Ceylan ve Başkan  Yardımcısı Sayın Bilgin Mustafa ile konuştum. Başkanlarla yaptığım uzun sohbet sonrasında ulusal medya da yer alan yazıları da inceledim. “Ankara Tandoğan Meydanı Hareketi” ve bu hareketin tüm hedefledikleriyle anlamaya çalıştım. Hal böyle olunca analiz şart oldu.

Küçük yerde dedikodu çok olunca, sık sık hatırlatmak da şart oluyor ve yemini mi tekrar edşyorum: “Hiç bir siyasi mekanızmadan beslenmiyor, halkım için en iyi olacakları takibe alıyor, bağımsızlığım ve halkımın tarafı olmakla gurur duyuyorum.”

Şimdi gelelim Sayın Dervişoğlu’nun “KELEBEK” seyrine, pupa seyrine. Bayrak deniyordu, “KELEBEK SEYRİ” nereden çıktı.

Çok önemlidir denizci olmayan okurlarıma şöyle anlatayım. Rüzgar tam arkadan alınır hem ana yelken büyük olan, hem de cenova yani ön yelken tam açılır ancak yelkenlerden biri sancağa diğeri sol tarafa diğeri iskeleye. Arkadan bakıldığında “Kekeği. anımsatır. Denizcilerde bu seyir pozisyonu  için “KELEBEK SEYRİ” demişler.  Bu sayede rügar full toplanır, kaçak olmaz. İşte Dervişoğlu da bütün rüzgarları toplamış tam yol seyirde…

​Ancak denizcilikte kelebek seyri, sadece rüzgârı arkaya almak değildir; aynı zamanda dümen hâkimiyetinin en zor olduğu, rotadan sapmanın en kolay yaşandığı seyir biçimidir. Dervişoğlu’nun ‘bayrak açma’ çıkışı, rüzgârı arkasına alma çabası olarak okunabilir; ancak siyasetin rotasında ‘kelebek’ açmak, o yelkenlerin altına ne koyduğunuzla anlam kazanır. Eğer yelkenler boşsa, o rüzgâr sadece savurur.
​Şu anki siyasi atmosfer, sistemsel bir kilitlenmeyi işaret ediyor. İktidarın ‘iktidar mühendisliği’ ile muhalefeti dizayn etme çabası, aslında bir korkunun dışavurumu. Dervişoğlu ise bu kilitlenmeyi, ‘devletin hafızası’ üzerinden aşmaya çalışıyor. İktidar, devleti bir ‘parti aygıtı’ haline getirerek kurumsal hafızayı silerken; Dervişoğlu, Tandoğan’da aslında bir ‘kurumsal restorasyon’ çağrısı yapıyor. Bu, sadece bir miting meydanı değil, devletin kolonlarının yerli yerine oturtulması çağrısıdır.

Tandoğan Meydanı hareketli… Müsavat Dervişoğlu, sahaya inmiş, elinde bir bardak çay, karşısında geçim derdindeki esnaf. Bir yanda “siyasi mühendislik” iddiaları, diğer yanda “burası Teksas değil” çıkışları. Peki, bu gürültü neyin habercisi?

​Bir İtiraflar Zinciri mi?

Tencereyi Kim Kaynatıyor?

​Memleketin her sokağında, Datça’nın en kuytu kahvesinde de, İstanbul’un işlek caddesinde de aynı soru: “Ay sonunu nasıl getireceğiz?” Dervişoğlu’nun meydanlarda dile getirdiği, aslında hepimizin mutfağındaki o sessiz çığlık. İktidar, “çözüm süreci” diyor, “yeni anayasa” diyor. Ancak vatandaş, “benim çocuğumun okul masrafını kim çözecek?” diye soruyor. Siyasetin zirvesindeki o büyük cümleler, market reyonlarındaki etiketi küçültmüyor maalesef.

​Kovboyculuk Oynamak Kolay, Bedelini Ödemek Zor!

​Dervişoğlu’nun o meşhur “Kovboy değilsiniz” çıkışını hatırlayın. Neden bu kadar ses getirdi? Çünkü vatandaş, yönetenlerin kanunla değil, sanki bir film setinde rol yapıyormuş gibi keyfi kararlarla hareket ettiğini hissediyor. Yargı kararları, kayyum atamaları, “ben yaptım oldu” anlayışı… Bu bir devlet yönetme sanatı değil, bir “kibir” gösterisidir. Devlet, vatandaşın sigortasıdır, tehdidi değil.

​İYİ Parti’nin Sınavı: Sadece Eleştirmek Yetmez

​Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne. Dervişoğlu, haklı bir isyanın sözcülüğünü yapıyor. Ancak siyaset, sadece iyi analiz etmek değil, o analizden bir “çıkış yolu” üretmektir. Tandoğan mitingi, sadece bir gövde gösterisi olarak kalırsa, rüzgârla beraber dağılır. İhtiyacımız olan; sadece “yanlış yapıyorsunuz” demek değil, “biz gelince şunu böyle yapacağız” diyebilme cesaretidir.

Asıl tehlike, bu ‘kovboyculuk’ metaforunun ötesinde, devletin bir ‘kişi’ veya ‘sınıf’ inisiyatifine terk edilmesidir. Hukukun, altyapının üzerinde bir ‘üstyapı’ kurgusu gibi görülmesi; yargı kararlarının, kayyum atamalarının hukuk devleti ilkesini bir ‘taktik’ haline getirmesi, toplumsal huzurun ana sigortasını attırmıştır. Dervişoğlu’nun ‘Teksas değil’ vurgusu, aslında mülkiyetin, hak arama hürriyetinin ve liyakatin korunması adına, devletin rasyonel aklına dönülmesi için bir uyarıdır.

​Datça’dan Bir Not

​Biz Datça’da, güneşin doğuşunu izlerken huzur ararız. Ama o huzurun sürmesi için, Ankara’daki fırtınanın da “adalet” limanına yanaşması lazım. Müsavat Dervişoğlu, o limanın rotasını çizmeye çalışıyor. Bakalım, bu rota, vatandaşı limana ulaştıracak mı, yoksa yine engin denizlerde, çözülmeyen sorunların arasında mı bırakacak?

Siyasetin bu sıcak yaz günlerinde, herkes kendine şu soruyu sormalı: Bizim derdimiz iktidar olmak mı, yoksa bu memleketi yeniden huzura kavuşturmak mı?

Tandoğan’daki o ‘hizalanma’, sadece bir güç gösterisi olarak kalmamalı. Mitingin ardından gelecek olan her adım, ‘biz iktidar olursak bu enkazı nasıl kaldıracağız?’ sorusuna verilen somut yanıtlarla taçlanmalıdır. Çünkü halk, artık sadece ‘gitmelerini’ değil, gittiklerinde yerlerine gelecek olan ‘huzurun ve liyakatin’ teminatını bekliyor.
​Siyasetin bu sıcak yaz günlerinde, herkes kendine şu soruyu sormalı: Bizim derdimiz, sadece rüzgârı arkamıza alıp pupa yelken gitmek mi, yoksa fırtınalı denizlerde gemiyi batırmadan, adaletin olduğu limana sağ salim ulaştırmak mı?

​Miting sonrası göreceğiz. Dervişoğlu’nun sesi, Ankara’nın o kalın duvarlarını zorlayan bir vicdanın sesi mi olacak, yoksa tarihin sayfalarında bir rüzgâr olarak mı kalacak? Unutmayın; huzur, birilerinin koltuğunda değil, tenceresi kaynayan halkın gözündeki umutta ve o umudu gerçek bir rotaya çevirecek olan devlet aklında gizlidir.