Bir film çekildi Datça’da, yıllar geçti…
Bugün o filmin çekildiği günlere dönüp baktığımızda yalnızca oyuncuları, yönetmeni ya da filmin konusunu değil, Datça’nın o filmde nasıl göründüğünü de konuşabiliyoruz.
Çünkü sinema bir yeri yalnızca kaydetmiyor.
Onu yeniden tarif ediyor.
Bir ilçeyi, bir kasabayı, bir koyu, bir sokağı insanların zihninde belli bir hikâyeyle eşleştiriyor.
Datça bunu geçmişte de yaşadı.
Örneğin 2009’da çekilen Sürgün Hayatlar, hikâyesini Datça’ya taşıyan filmlerden biriydi. Gerçek bir hayat öyküsünden esinlenen filmde, sevgilisi tarafından terk edildikten sonra Datça’ya sığınan bir yazarın da bulunduğu dört karakterin ilişkileri anlatılıyordu. Filmin 2010’daki galası da Datça’da yapıldı.
2012’de ise Alman ve Türk öğrencilerin ortak hazırladığı bir film projesinin bazı bölümleri Datça’da çekildi. Bu kez konu doğrudan gurbetçi gençlerin yaşadığı sorunlardı; filmde yabancı ülkede kaza geçiren bir Alman gence Türklerin yardım etmesi ve Türklerin yardımseverliği anlatılıyordu.
Datça’nın sinemayla ilişkisi bununla da sınırlı değildi.
2010’lu yıllarda Datça, Altın Badem Sinema ve Kültür Festivali ile belgesel sinemanın buluşma noktalarından biri olmaya çalıştı. Festival yalnızca film göstermiyor, belgesel sinemayı desteklemek amacıyla ulusal yarışmalar düzenliyor, yönetmenleri Datça’ya getiriyor ve filmlerin Datça’da gösterilmesini sağlıyordu. 2014 yarışmasında ödül alan filmlere ayrıca Datça’da tatil imkânı verilmesi bile sinema ile turizm arasındaki ilişkinin o dönemde nasıl kurulduğunu gösteriyor.
Ama daha doğrudan bir örnek var.
Datça’nın dünyaya filmle anlatılması zaten denenmişti
2014 yılında MARTAB tarafından hazırlatılan Datça tanıtım filmi için amaç açıkça Datça Yarımadası’nı tüm dünyaya tanıtmak olarak açıklanmıştı.
Balıkaşaran’dan Knidos’a kadar ilçenin havadan ve karadan görüntülendiği filmde doğal ve tarihi güzelliklerin yanı sıra kültürel zenginliklerin de öne çıkarılması planlanmıştı.
Üstelik film yalnızca internette yayınlanacak bir video olarak düşünülmemişti.
Yurt içi ve yurt dışındaki turizm fuarlarında kullanılacaktı.
Yani bundan yaklaşık on iki yıl önce Datça için verilen mesaj şuydu:
Film, Datça’nın tanıtım aracıdır.
Bu düşünce aslında daha geniş bir bölgesel kalkınma yaklaşımının da parçasıydı. Güney Ege Kalkınma Ajansı’nın planlama belgelerinde Datça ve çevresindeki değerlerin tanıtım filmi, belgesel ve benzeri faaliyetlerle tanıtılması; yerel ürünlerin ve bölgesel değerlerin marka haline getirilmesi hedefleniyordu.
Peki bugün?
Bugün Datça’nın hâlâ tanıtılmaya mı ihtiyacı var?
Bence asıl soru burada başlıyor.
Çünkü bugün Datça’yı dünyaya anlatmak için 2014’teki kadar büyük bir tanıtım problemimiz yok.
Datça zaten biliniyor.
Knidos biliniyor.
Koylar biliniyor.
Eski Datça biliniyor.
Datça’nın adı bir turizm markası olarak zaten yerleşmiş durumda.
Bugünün meselesi belki de “Datça’yı tanıtmak” değil.
Datça’nın nasıl bir yer olduğunu yeniden anlatmak.
Çünkü Datça artık aynı Datça değil.
Nüfusu, ekonomik yapısı, ziyaretçi profili, yerleşim biçimi ve yerel hayatla yeni gelenler arasındaki ilişki değişiyor.
Datça Belediyesi’nin 2024 faaliyet raporundaki yaklaşım da bunu doğruluyor.
Raporda turizmin Datça ekonomisinin en önemli ayaklarından biri olduğu belirtilirken, hedef yalnızca daha fazla turist getirmek olarak tarif edilmiyor.
Tam tersine;
özgün kimliği koruyarak farklılaşmak, turizmi dört mevsime yaymak, gastronomi ve doğa sporlarına yönelmek, yerel üreticiyi ziyaretçiyle buluşturmak ve kültür-sanatın Datça’daki rolünü güçlendirmek hedefleniyor.
İşte bu, eski “tanıtım filmi” fikrinden farklı bir noktaya işaret ediyor.
Artık mesele:
“Datça ne kadar güzel?”
değil.
Mesele:
“Datça gelecekte nasıl bir yer olmak istiyor?”
Çünkü sinema bir imaj makinesidir
Bu yalnızca bizim düşüncemiz değil.
Film ve destinasyon ilişkisini inceleyen akademik çalışmalar, filmlerin insanların bir yer hakkındaki bilişsel ve duygusal algılarını değiştirebildiğini ortaya koyuyor. Bir filmde görülen yerin özellikleri, izleyicinin o yere ilişkin imajını ve seyahat etme isteğini etkileyebiliyor.
Daha yeni çalışmalar ise filmin etkisini yalnızca “turist getirir” şeklinde değerlendirmiyor.
Film, destinasyonun imajını oluşturma ve yeniden oluşturma araçlarından biri.
Fakat bunun gerçekleşebilmesi için filmin, destinasyonun yönetimi ve pazarlamasıyla birlikte düşünülmesi gerekiyor.
Yani iyi bir film Datça’ya sadece seyirci getirmeyebilir.
Datça’nın insanların zihnindeki cümlesini değiştirebilir.
Ve işte burada çok daha ilginç bir soru çıkıyor:
Datça kendisini gelecekte hangi cümleyle anlatmak istiyor?
Birkaç ihtimal var.
1. “Bozulmamış Ege’nin son sığınağı”
Bu, bugünkü Datça algısının güçlü taraflarından biri.
Ama aynı zamanda riskli.
Çünkü Datça’nın değişmediğini söylemek, aslında değişen Datça’yı inkâr etmek olur.
2. “Doğayla uyumlu yeni yaşamın adresi”
Bu başka bir Datça.
Doğa sporları, gastronomi, yerel üretim, sakin yaşam, kültür ve sürdürülebilir turizm.
Belediyenin bugün ortaya koyduğu turizm yaklaşımıyla da daha uyumlu bir anlatı.
3. “Sanatın ve kültürün yarımadası”
Datça’nın sinema festivali geçmişi, İdil Biret Festivali, Fuat Saka, Can Yücel, Knidos, arkeoloji ve yerel kültür bu anlatının parçaları olabilir.
Burada Datça yalnızca deniz-kum-güneş destinasyonu olmaktan çıkar.
4. “İnsanların ikinci hayatını kurduğu yer”
Belki de en güçlü sinema fikri burada.
Çünkü Datça’nın bugünkü hikâyesinde gelenler var.
Ama Datça’nın geçmişinde de gidenler var.
Bu yarımada;
mübadeleyi gördü,
Rum nüfusun ayrılışını gördü,
Rodos ve Ege adalarıyla insan hareketliliğini yaşadı,
gurbet hikâyelerine tanıklık etti, sonra başka şehirlerden ve ülkelerden yeni insanların gelip burada yeni hayatlar kurmasına sahne oldu.
Bugün Datça tarihine ilişkin yerel arşivlerde de mübadele sonrasında Rum ustaların Simi’ye gitmesi ve bazı ustaların daha sonra geri dönmesi gibi hikâyeler anlatılıyor.
Bu yüzden Datça için “göç” yalnızca bugünün politik tartışmalarından ibaret bir konu değil.
Datça’nın kendi tarihinin içinde bulunan bir tema.
Ve sinema için son derece güçlü.
çünkü Ege Kimseye Milletini Sormadı…üüü
Peki bir film daha çekilse?
İşte burada artık tanıtım filmi düşünmemeliyiz.
Bir koyu havadan gösteren,
Knidos’u gösteren,
güneşin denize batışını gösteren,
“Datça’ya bekliyoruz” diyen bir film zaten yapılabilir.
Ama bunun adı sinema olmaktan çok tanıtım olur.
Eğer gerçekten Datça’nın yeni imajını oluşturacak bir filmden söz ediyorsak, hikâyenin Datça’nın kendisinden çıkması gerekir.
Mesela:
1923’te Datça’dan ayrılmak zorunda kalan bir ailenin hikâyesi…
Yıllar sonra aynı ailenin torunlarından biri Datça’ya gelir.
Ama bu kez karşısında başka bir Datça vardır.
Ya da tam tersi:
Bugün başka bir ülkeden Datça’ya gelen bir insanın hikâyesi anlatılır.
Yeni bir hayat kurmaya çalışır.
Fakat kaldığı evin, baktığı zeytinliğin, çalıştığı dükkânın geçmişinde başka bir göç hikâyesi vardır.
İki zaman birbirine bağlanır.
1923 ile 2026.
İki göç.
İki farklı insan.
Aynı yarımada.
Ve aynı soru:
Bir insan ne zaman gerçekten bir yere ait olur?
Böyle bir filmde Datça dekor olmaz.
Karakter olur.
Deniz sadece manzara olmaz.
Hafıza olur.
Eski bir ev yalnızca güzel görüntü olmaz.
Geçmişin tanığı olur.
Bir tekne yalnızca turistik araç olmaz.
Gidiş ile dönüşün sembolü olur.
Ve Datça ilk kez kendisini “güzel bir tatil yeri” olarak değil,
insanların gelip gittiği, bazı insanların kaldığı, bazılarının geri döndüğü bir coğrafya olarak anlatabilir.
Belki de Datça’nın ihtiyacı olan film budur.
Çünkü artık Datça’nın tanıtıma ihtiyacı olmayabilir.
Bir hikâyeye ihtiyacı olabilir.
Kendisini geleceğe nasıl taşıyacağını anlatan bir hikâyeye.
Ve bu noktada gazetecinin sorusu da değişiyor.
“Datça’da hangi film çekilecek?” diye sormak yerine:
“Datça’nın geleceğini anlatacak film nasıl olmalı?”
diye sormak gerekiyor.
Belki cevap tek bir film değildir.
Belki önümüzde birkaç farklı Datça vardır.
Birinde Datça doğayla uyumlu yaşamın merkezi olur.
Birinde kültür ve sanatın yarımadası.
Birinde denizcilik ve gastronomiyle yaşayan dört mevsimlik bir destinasyon.
Birinde ise geçmişten bugüne uzanan göçlerin, ayrılıkların ve yeniden başlamaların yarımadası.
Hangisi?
Belki de Datça’nın gelecekteki imaj tercihi önce bunun cevabını vermeli.
Çünkü hangi Datça’yı anlatacağımıza karar vermeden, Datça’nın filmini yazamayız.
Ve belki de tam şu günlerde…
Bir yerlerde senaryolar yazılmaya başlanıyordur.
Biz de şimdiden soralım:
Datça’nın bir sonraki filmi ne anlatmalı?
Belki cevap artık o kadar uzak değil.
Zülfü Livaneli’nin Balıkçı ve Oğlu romanı…
Yüksel Aksu’nun sinema projesi…
Ege…
Deniz…
Göç…
Ve Datça.
Belki de bütün bu parçalar aynı cümlede buluşabilir.
Bir film daha çekilecekse, Datça’nın yeniden tanıtılması için değil; Datça’nın gelecekte kim olduğunu anlatması için çekilsin.
Bizim teklifimiz bu.
Yüksel Aksu, Datça’yı da düşünün.
Belki Balıkçı ve Oğlu için doğru kıyı, düşündüğünüzden biraz daha ileridedir.
Haydi senaryo arayalım.
O halde Yüksel Aksu’ya küçük bir Datça önerisi
Balıkçı ve Oğlunun nerede çekileceğine ilişkin kesinleşmiş bir karar olduğunu söylemiyoruz.
Henüz böyle bir bilgi yok.
Ama tam da bu nedenle soruyu şimdi sormanın zamanı var:
Neden Datça olmasın?
Belki filmdeki balıkçı Datça’nın bir koyundan denize açılır.
Belki hikâyenin geçmişi, yarımadanın eski taş evlerinden birinde saklıdır.
Belki karşıdaki ada, karakterlerden birinin zihnindeki uzaklığın görüntüsüne dönüşür.
Belki deniz, film boyunca aynı deniz değildir.
Bir sahnede ekmek kapısıdır.
Bir sahnede kayıptır.
Bir başka sahnede umuttur.
Ve finalde yine eve dönüşün kendisi olur.
İşte o zaman Datça filmde yalnızca “çekim yapılan yer” olmaz.
Filmin karakterlerinden biri olur.
Yüksel Aksu’nun Balıkçı ve Oğlu uyarlaması için Datça’yı düşünmesini istemek bu nedenle bir turizm talebi değildir.
Bir afişe “Datça” yazdırma çabası hiç değildir.
Bu, hikâyenin kendisiyle ilgili bir öneridir.
Çünkü belki de bu film Datça’nın yeniden tanıtılması için çekilmeyecek.
Datça’nın gelecekte nasıl bir yer olduğunu anlatmak için çekilecek.
Ve belki yıllar sonra birileri o filmi izleyip Datça’yı yalnızca güzel bir tatil beldesi olarak değil;
insanların geldiği, gittiği, kaldığı, kaybettiği, yeniden başladığı ve denizle birlikte yaşadığı bir yer olarak hatırlayacak.
Bence asıl senaryo burada başlıyor.





