Bu Acımasız Dünyada Mutluluğa Bir Yer Var  Mı?

Doğa vahşidir, acımasızdır ve sen bununla yaşamak zorundasın, tıpkı büyük balıktan kaçan küçük bir balık gibi… Kolay ve yorucu serüveninden keyif alma zamanı gelmiş olabilir.

Bugünlerde etrafıma baktığımda, gençlerin, yaşlıların, kadınların ve çocukların maruz kaldığı zulüm, savaşlar ve adaletsizlik haberleriyle adeta boğulmuş gençler görüyorum…

Birkaç devletin hoyratça başka ülkelere zulmettiği, sayısız canın yitip gittiği bu acımasız tablo, orta yaşı geçmiş olan bendenizin de içimizi sızlatmıyor değil amma; hele ki bu manzaraları görüp de kahra düşen, bunalıma giren, hatta çareyi uyuşturucuda arayan gençlerimizi görünce, içim daha çok sızlıyor… Onların bu çaresizliğini sosyal medya üzerinden diğer gençlere bulaştırmasına dikkat kesilmiş durumdayım. Öyle bir tablo var ki, yazın ortasında meltemle dökülen taze tapraklar hayal edin, zamansız bir yaprak dökümü…

Tüm bu olan bitene rağmen, “Nasıl mutlu hissedebilirim?” sorgusu hiç kimsenin aklına gelmez mi? Tabi ki doğa vahşi, bu vahşette nasıl ayakta dururum, diye kendine şans vermek kimsenin aklına gelmez mi?

Kabul ediyorum, bu soruya tek bir sihirli cevap vermek mümkün değil. Ancak, bu çetin vahşet karşısında nasıl ayakta kalacağımıza dair bazı reçeteler bulmak mümkün.

Duygularımızı Bastırmayalım, Onlarla Yüzleşelim çabucak…

Öncelikle, hissettiğimiz öfke, üzüntü ve çaresizliği kabul etmekle başlayalım. Bu duygular, insan olduğumuzun, vicdanımızın ve empati yeteneğimizin en somut göstergesi değil mi? Bütün olan biteni bastırmak yerine, bunları güvendiğimiz bir arkadaşımızla, ailemizle ya da bir uzmanla paylaşabiliriz.. Konuşmak, en ağır yüklerin bile omuzlarımızdan biraz olsun kalkmasını sağlar, ben inanıyorum, ya siz? Ve eminim ki, bu acıları hissetmek, bizi zayıf değil, aksine güçlü kılıyor.

Bilgi Akışını Kontrol Altında Tutun; Haber Orucu…

Sosyal medyanın ve haber kanallarının durmak bilmeyen olumsuz akışı, zihnimizi bir çöplüğe çevirebilir. Elbette dünyadan bihaber yaşamayacağız ama kendimize bir “haber orucu” ilan etme zamanı gelmiş olabilir. Sizce?

Günde belirli saatlerde haberlere göz atıp, ardından ekranlardan uzaklaşmak, özellikle yatmadan önce bu çirkin bilgi bombardımanından kaçınmak, zihinsel sağlığımız için bir nefes alanı yaratacaktır.

Hep duyarız hanı, sağlıklı bir zihin, ancak sağlıklı bir bilgi diyetiyle mümkündür, diye.

Küçük de Olsa Bir Fark Yaratabiliriz?!

Biliyorum, küresel sorunları tek başımıza çözemeyiz. Ama bu, hiçbir şey yapamayacağımız anlamına da gelmez. Kendimizi de yok saymayız. “Ben bitti demeden bitmez” hahaha..

Küçük ama anlamlı adımlar atarak bu karanlığa bir mum yakabiliriz. Bir yardım kuruluşunda gönüllü olmak, sosyal medyada sadece olumsuzlukları yaymak yerine, çözüm odaklı projeleri veya farkındalık kampanyalarını desteklemek, çevremizdeki ihtiyaç sahiplerine el uzatmak…

Bunlar, sadece onlara değil, bize de iyi gelecek, kendinimizi daha değerli ve etkili hissetmemizi sağlayacak eylemlerdir.

Kendinize Yatırım Yapalım?!

Dış dünyadaki kaosa rağmen, kendi iç dünyamızdaki dengeyi korumak hayati önem taşıyor, sanki? Sevdiğimiz bir hobiye sarılalım, bir kitap okuyalım, müzik dinleyelim, doğayla vakit geçirelim. Bana tekne de yaşamak, tekneyi boyamak, tamir etmek, geliştirmek, denizcilik okumak çok iyi geliyor mesela.. hobinin ötesine geçmedim değil.

Düzenli uyuyalım, daraldıkça uyuyalım, sağlıklı beslenelim ve spor yapalım. Bu “bencillikler”, aslında bizi daha güçlü ve dayanıklı kılacak yatırımlar değil mi?

Hayatınmızdaki küçük güzelliklere şükretmeyi öğrenebiliriz. Bir fincan kahvenin, bir dost sohbetinin, güneşin batışının tadını çıkarabiliriz. Unutmayın, mutluluk, büyük zaferlerde değil, çoğu zaman bu küçük anlarda gizlidir. Maalesef bu benim lafım değil ama kullanacağım zaman için not almıştım. Böyle notlar alabiliriz.

Profesyonel Destekten Çekinmeyin?!

Eğer tüm bu çabalara rağmen bunalım ve umutsuzluk girdabından çıkamıyorsak profesyonel yardım almaktan çekinmeyelim. Bir psikolog veya psikiyatrist, bu zorlu süreçte size yol gösterecek, başa çıkma stratejileri geliştirmemize yardımcı olacaktır. Böyle bir hareket, asla bir zayıflık göstergesi değil, aksine kendimize ve ruh sağlığımıza verdiğimiz değerin en büyük kanıtı olacaktır.

Evet, dünya acımasız olabilir. Ama bu acımasızlığın içinde bile, kendi içimizde bir ışık yakabilir, küçük de olsa bir fark yaratabilir ve kendi mutluluğumuzun peşinden koşabiliriz. “Zira mutluluk, bir varış noktası değil, bir yolculuktur” yine aldığım notlardan biriydi 🙂 Ve bu yolculukta, tüm engellere rağmen yürümeye devam etmek, en büyük direniş değil midir?

İçimize bir ışık yakalım!

Dünyanın zorlukları karşısında kendi içimizdeki ışığı yakmak ve fark yaratmak hayati önem taşıyor. Mutluluğun bir varış noktası değil, bir yolculuk olduğu fikrimin altını çizin mesela…  Her adımda, her engeli aşışımızda aslında kendi direncimizi ve gücümüzü keşfediyor olabiliriz.

Bu yolculukta ilerlemeye devam etmek ve tüm zorluklara rağmen yürümeye devam etmek en büyük direnişin ta kendisi. Bu direniş, umudu canlı tutmamızı ve hayatın anlamını bulmamızı sağlıyor olacaktır.

Yanıt Ver